Ruku 260, Juz 15 (ٱلْرُكوع 260, جزء 15) (TR)

١٨ - ٱلْكَهْف

18 - Al-Kahf (TR)

وَاِذْ قَالَ مُوْسٰي لِفَتٰىہُ لَاۗ اَبْرَحُ حَتّٰۗي اَبْلُغَ مَجْـمَعَ الْبَحْرَيْنِ اَوْ اَمْضِيَ حُقُبًا۝۶۰
Waith qala moosa lifatahu la abrahu hatta ablugha majmaAAa albahrayni aw amdiya huquban

Turkish

Abdulbaki Golpinarli

An o zamanı ki Musa, genç arkadaşına, ben demişti, iki denizin kavuştuğu yeredek durmadan, dinlenmeden gideceğim, yahut da yıllarca bu uğurda uğraşacağım.

60

فَلَمَّا بَلَغَا مَجْمَعَ بَيْنِہِمَا نَسِيَا حُوْتَہُمَا فَاتَّخَذَ سَبِيْلَہٗ فِي الْبَحْرِ سَرَبًا۝۶۱
Falamma balagha majmaAAa baynihima nasiya hootahuma faittakhatha sabeelahu fee albahri saraban

Turkish

Abdulbaki Golpinarli

İki denizin kavuştuğu yere vardıkları zaman balıklarını unutmuşlardı; balık, denize atlamış, dalıp bir yol tutmuş gitmişti.

61

فَلَمَّا جَاوَزَا قَالَ لِفَتٰىہُ اٰتِنَا غَدَاۗءَنَا۝۰ۡلَقَدْ لَقِيْنَا مِنْ سَفَرِنَا ہٰذَا نَصَبًا۝۶۲
Falamma jawaza qala lifatahu atina ghadaana laqad laqeena min safarina hatha nasaban

Turkish

Abdulbaki Golpinarli

Oradan geçtikten sonra Musa, genç arkadaşına kuşluk yemeğimizi getir dedi, gerçekten de şu yolculuk, yordu bizi.

62

قَالَ اَرَءَيْتَ اِذْ اَوَيْنَاۗ اِلَى الصَّخْرَۃِ فَاِنِّىْ نَسِيْتُ الْحُوْتَ۝۰ۡ وَمَاۗ اَنْسٰنِيْہُ اِلَّا الشَّيْطٰنُ اَنْ اَذْكُرَہٗ۝۰ۚ وَاتَّخَذَ سَبِيْلَہٗ فِي الْبَحْرِ۝۰ۤۖ عَجَـــبًا۝۶۳
Qala araayta ith awayna ila alssakhrati fainnee naseetu alhoota wama ansaneehu illa alshshaytanu an athkurahu waittakhatha sabeelahu fee albahri AAajaban

Turkish

Abdulbaki Golpinarli

Arkadaşı, gördün mü dedi, kayanın üstünde oturduğumuz zaman balığı unutmuştum; onu bana unutturan ve sana söylememe mani olan da ancak Şeytan'dır; balık, şaşılacak bir surette denizde bir yoldur tuttu, dalıp gitti.

63

قَالَ ذٰلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِ۝۰ۤۖ فَارْتَدَّا عَلٰۗي اٰثَارِہِمَا قَصَصًا۝۶۴ۙ
Qala thalika ma kunna nabghi fairtadda AAala atharihima qasasan

Turkish

Abdulbaki Golpinarli

Musa, buydu aradığımız işte dedi ve kendi izlerini izleyerek geri döndüler.

64

فَوَجَدَا عَبْدًا مِّنْ عِبَادِنَاۗ اٰتَيْنٰہُ رَحْمَۃً مِّنْ عِنْدِنَا وَعَلَّمْنٰہُ مِنْ لَّدُنَّا عِلْمًا۝۶۵
Fawajada AAabdan min AAibadina ataynahu rahmatan min AAindina waAAallamnahu min ladunna AAilman

Turkish

Abdulbaki Golpinarli

Derken kullarımızdan bir kulu buldular ki biz, katımızdan ona rahmet ihsan etmiştik ve katımızdan ilim belletmiştik.

65

قَالَ لَہٗ مُوْسٰي ہَلْ اَتَّبِعُكَ عَلٰۗي اَنْ تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمْتَ رُشْدًا۝۶۶
Qala lahu moosa hal attabiAAuka AAala an tuAAallimani mimma AAullimta rushdan

Turkish

Abdulbaki Golpinarli

Musa, ona, sana öğretilen gerçek bilgiden bana da öğretmen şartıyla sana uyayım mı dedi.

66

قَالَ اِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيْعَ مَعِيَ صَبْرًا۝۶۷
Qala innaka lan tastateeAAa maAAiya sabran

Turkish

Abdulbaki Golpinarli

O, sen dedi, benimle beraber bulunmaya dayanamazsın.

67

وَكَيْفَ تَصْبِرُ عَلٰي مَا لَمْ تُحِطْ بِہٖ خُبْرًا۝۶۸
Wakayfa tasbiru AAala ma lam tuhit bihi khubran

Turkish

Abdulbaki Golpinarli

İç yüzünü kavramana imkan olmayan birşeye nasıl sabredebilirsin ki?

68

قَالَ سَتَجِدُنِيْۗ اِنْ شَاۗءَ اللہُ صَابِرًا وَّلَاۗ اَعْصِيْ لَكَ اَمْرًا۝۶۹
Qala satajidunee in shaa Allahu sabiran wala aAAsee laka amran

Turkish

Abdulbaki Golpinarli

Musa, Allah dilerse dedi, görürsün, sabredeceğim ve hiçbir hususta sana isyan etmeyeceğim.

69