Ruku 284, Juz 17 (ٱلْرُكوع 284, جزء 17) (TR)

٢١ - ٱلْأَنْبِيَاء

21 - Al-Anbiya (TR)

فَمَنْ يَّعْمَلْ مِنَ الصّٰلِحٰتِ وَہُوَمُؤْمِنٌ فَلَا كُفْرَانَ لِسَعْيِہٖ۝۰ۚ وَاِنَّا لَہٗ كٰتِبُوْنَ۝۹۴
Faman yaAAmal mina alssalihati wahuwa muminun fala kufrana lisaAAyihi wainna lahu katiboona

Turkish

Abdulbaki Golpinarli

İnanarak iyi işlerde bulunanların çalışmaları, inkar edilmez ve biz, şüphe yok ki onları yazmadayız.

94

وَحَرٰمٌ عَلٰي قَرْيَۃٍ اَہْلَكْنٰہَاۗ اَنَّہُمْ لَا يَرْجِعُوْنَ۝۹۵
Waharamun AAala qaryatin ahlaknaha annahum la yarjiAAoona

Turkish

Abdulbaki Golpinarli

Helak ettiğimiz bir şehir halkının, dönüp bizim tapımıza gelmemesine imkan yok.

95

حَتّٰۗي اِذَا فُتِحَتْ يَاْجُوْجُ وَمَاْجُوْجُ وَہُمْ مِّنْ كُلِّ حَدَبٍ يَّنْسِلُوْنَ۝۹۶
Hatta itha futihat yajooju wamajooju wahum min kulli hadabin yansiloona

Turkish

Abdulbaki Golpinarli

Sonunda Ye'cüc ve Me'cuc'un seti açılınca ve onlar, her tepeden yeryüzüne saldırınca.

96

وَاقْتَرَبَ الْوَعْدُ الْحَقُّ فَاِذَا ہِىَ شَاخِصَۃٌ اَبْصَارُ الَّذِيْنَ كَفَرُوْا۝۰ۭ يٰوَيْلَنَا قَدْ كُنَّا فِيْ غَفْلَۃٍ مِّنْ ھٰذَا بَلْ كُنَّا ظٰلِمِيْنَ۝۹۷
Waiqtaraba alwaAAdu alhaqqu faitha hiya shakhisatun absaru allatheena kafaroo ya waylana qad kunna fee ghaflatin min hatha bal kunna thalimeena

Turkish

Abdulbaki Golpinarli

Ve gerçek vait yaklaşınca işte o zaman kafir olanlar, gözlerini dikip kalacaklar ve yazıklar olsun bize diyecekler, bundan gafildik, hatta zalimdik biz.

97

اِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُوْنَ مِنْ دُوْنِ اللہِ حَصَبُ جَہَنَّمَ۝۰ۭ اَنْتُمْ لَہَا وٰرِدُوْنَ۝۹۸
Innakum wama taAAbudoona min dooni Allahi hasabu jahannama antum laha waridoona

Turkish

Abdulbaki Golpinarli

Şüphe yok ki siz de, Allah'ı bırakıp taptıklarınız da cehennem odunusunuz, siz, oraya gireceksiniz.

98

لَوْ كَانَ ہٰۗؤُلَاۗءِ اٰلِہَۃً مَّا وَرَدُوْہَا۝۰ۭ وَكُلٌّ فِيْہَا خٰلِدُوْنَ۝۹۹
Law kana haolai alihatan ma waradooha wakullun feeha khalidoona

Turkish

Abdulbaki Golpinarli

Şunlar, mabud olsalardı oraya uğramazlardı, halbuki hepsi de orada ebedidir.

99

لَہُمْ فِيْہَا زَفِيْرٌ وَّہُمْ فِيْہَا لَا يَسْمَعُوْنَ۝۱۰۰
Lahum feeha zafeerun wahum feeha la yasmaAAoona

Turkish

Abdulbaki Golpinarli

Orada şiddetle inleyerek nefes alacak onlar ve onlar, orada hiçbir şey duymayacaklar.

100

اِنَّ الَّذِيْنَ سَبَقَتْ لَہُمْ مِّنَّا الْحُسْنٰۗى۝۰ۙ اُولٰۗىِٕكَ عَنْہَا مُبْعَدُوْنَ۝۱۰۱ۙ
Inna allatheena sabaqat lahum minna alhusna olaika AAanha mubAAadoona

Turkish

Abdulbaki Golpinarli

Fakat kendilerine, tarafımızdan güzel bir vaitte bulunulan, haklarında iyilik takdir edilen kimseler, oradan uzaklaşmışlardır.

101

لَا يَسْمَعُوْنَ حَسِيْسَہَا۝۰ۚ وَہُمْ فِيْ مَا اشْتَہَتْ اَنْفُسُہُمْ خٰلِدُوْنَ۝۱۰۲ۚ
La yasmaAAoona haseesaha wahum fee ma ishtahat anfusuhum khalidoona

Turkish

Abdulbaki Golpinarli

Orasının en hafif bir sesini bilmezduymaz onlar ve canlarının dilediği, arzuladığı şeylerin içinde ebedidir onlar.

102

لَا يَحْزُنُہُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ وَتَتَلَقّٰىہُمُ الْمَلٰۗىِٕكَۃُ۝۰ۭ ھٰذَا يَوْمُكُمُ الَّذِيْ كُنْتُمْ تُوْعَدُوْنَ۝۱۰۳
La yahzunuhumu alfazaAAu alakbaru watatalaqqahumu almalaikatu hatha yawmukumu allathee kuntum tooAAadoona

Turkish

Abdulbaki Golpinarli

O en büyük korku, onları hüzünlendirmez ve melekler, onları karşılarlar da işte derler, size vaadedilen gün, bugün.

103